Pazar, Eylül 06, 2009

Gel Gör Şimdi Ne Haldeyim


Bahçeli bir evimiz vardı. Iki katlıydı. Üst katta ev sahibi otururdu. Alt katta biz. Balkondan yukarı doğru sanki gökyüzüne ulaşacakmış gibi bir asma uzanırdı. Takip etsek onu sanki yıldızlara ulaşabilecektik.
Bahçenin ön tarafında kümesimiz vardı. Neler neler besledik o kümeste. Tavuklarımız vardı once sonra rengarenk civcivler. Sarı, kırmızı, mor… büyüdüklerinde aynı renk olacaklardı hepsi amahiç büyümediler. Belkide biz göremedik büyüdüklerini. Bizim için hep rengarenk kaldılar.
Sonra tavşanlarımız oldu. Çok korkardım dokunamazdım. Bembeyazdı tüğleri. Tellerin arkasından izlerdim. Kıpkırmızı gözleriyle bakarlardı bana. Zaten herşey rengarenkti o zamanlar. Sarı, mor, kırmızı civcivler; beyaz tüğlü kırmızı gözlü tavşanlar ve yemyeşil uzanan o asma…
Küçük bir köpeğimiz olmuştu. Nereden geldiğini hatırlamıyorum. Onunla oynamayı çok severdim. Ama korkardımda. Getirmesi için atardım topu. Ama hiçbir zaman getirmesini bekleyemedim. Topu attığım anda -kendimce en uzağa- ikimizde aynı anda koşmaya başlardık zıt yönlerde. Evin kapısını açık bırakırdım, topu attığım gibi eve kaçardım. Çünkü o topu yakalayıp bana doğru koşmaya başladığı anda korkardım. Sonra o da kayboldu bir anda. Nereden geldiğini hatırlayamadığım gibi nereye gittiğinide hatırlayamıyorum.
Babam ok yapardı bize bahçede. Ince bir dalın iki ucuna lastik bağlardı. Diğer dal parçasınında arkasını lastik girecek kadar oyar ucunu hafif sivritirdi. Ok atardık. Ben atamazdım…
Arka bahçede kiraz ve elma ağaçları vardı. Saklambaç oynarken ağaca çıkar dalların arasına saklanırdık. Kimsenin bizi bulamayacağını sanırdık. Ama hemen sobelenirdik. Orda olduğumuzu nereden anladıklarını hiç anlayamazdık.
Kışında başka bir güzel olurdu bahçe. Bembeyaz karı görünce dayanamazdık. Dışarı çıkmak için can atardık. Annem kalın kalın giydirirdi bizi. Atkılar, bereler, eldivenler… iki beden büyük kabanlarımız. Babamı kar topuna tutardık. O iyi atamazdı fazla. Bizi vuramazdı hiç. Ama biz asla ıskalamazdık. Elinden vururduk hep babamı. Çok sevinirdik. Ama babam bize kıyamadığıdan atmazmış. Biz sevinelim diyede attığımız kartoplarını eliyle tutmaya çalışırmış. Biz bunu çok sonra anladık…
Boyumuzdan büyük kardanadamı yapmamız bir günümüzü alırdı. Eve gelip yemeğimizi yer öğlen uykumuzu uyur sonra devam ederdik yapmaya. Gece yatmaya gittiğimizde atkımızı beremizi ona sarardık, üşümesin diye. Biz sobanın başında otururken o üşüyor diye üzülürdük. Eve getirmek için yalvarırdık anneme. O da bize anlatabilmek için bir parça kar getirirdi eve. Kar hemen erirdi… eve alamayız yoksa hemen erir gider derdi annem. Kabul ederdik. Ama biliyorduk bizi kandırıyordu. Kar tabikide erirdi. Ama biz adam yapmıştık. Kardanadam! O erimezdi…
Çok mutluyduk bir zamanlar…



4 yorum:

MAS dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
HaYaLci dedi ki...

Evet yaa. Çok özledim ben o eski günleri. casperi bile özledim. sabah erkenden kalkıp çizgifilm seyretmeyi ahh ahhh:))

Ibrahim dedi ki...

2008 Nobel ödüllü J.M.G. Le Clezio nun Açlığın Şarkısı (üstelik) Aysel Bora çevirisiyle,Turkuvaz Yayınevinden,ha birde Ferhan Şaylıman'ın Hiçlik kitabı aynı yayınevinden çıktı. tarafımızdan okundu.

Tarafınızdan okunsun pişman olunmasın

HaYaLci dedi ki...

Teşekkürler aklımda bulusun.
Elimdeki kitaplar biterse bunlarada göz atma fırsatım olur sanırım...

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin