Perşembe, Eylül 17, 2009

İşte Tam Şuram Acıyor...


Baktığınız zaman göremezsiniz. elinizi uzatsanız dokunamazsınız. Kokusunu alamazsınız anlayamazsınız neresi olduğunu tarif edemem. Nefes alamamak gibi bir acı bu. Boğazımın tam orta yerinde düğümlenen yutkunmama bile izin vermeyen…
Uçsuz bucaksız bir denizin ortasında tek başına kalıp kafanı sudan çıkaramazsın hani. Çıkarmak istersin ama yapamazsın. bitmemecesine büyük bir denizin içinde gözünü açtığında sadece suyu görürsün . Sonra çaresizlikten gözünü kapatırsın bu sefer acıdan kör olursun…

Söylemek istediğin ne çok şeyin vardır oysaki. Bir toplayabilsen kafandaki darmadağınık kelimeleri. Çabalarsın güzel cümleler kurmak adına. kıyıya köşeye attığın kelimelere yeniden can vermeyi istersin. Tek tek tozlarını alırsın onların. Çok uzun zaman olmuş kullanmayalı. pek çoğuna dilin dönmez unutmuşsun sanki. Ama olsun kullanmasanda onları hep seninleydiler. Hep aklındaydılar içindeydiler. Senindi hep onlar. Geç kaldın belki ama hadi bi gayretle hazırla onları tertemiz giysilerle donat bayram çocukları gibi. Artık onların zamanı. bu kez kelimeler ağzından değil Kalbinden çıkacak kulakla duyulamayacak bir tını olacak…
Çığlık çığlığa susacaksın!
Ayrılık ilk değil senin için. Diğerinin bıraktığı acı 2 senedir okşuyor saçlarını. 2 senecik olmuş daha unutamaman normal : )) bak arkadaş geldi şimdi onun yanına en azından o yalnız kalmayacak. Iki acı elele tutuşacak. Sımsıkı sarıl onlara. Acıdan mı doğar insan? Doğ! Eşit paylaştır ikisinede hislerini. ama biri çok taze.
Dinlediğin her şarkı onları hatırlatıyor sanki. Bu sözleri yazanlar gizli gizli seni mi takip ediyor acaba? Ne yaşadığını biliyor. Şarkısında diyor işte ‘’..derde düştüm dermanını aradım/ derdimin dermanı yar imiş meğer/yari arar iken/ yardan ıradım/ yardan ırak kalmak ya dost/zorumuş meğer’’. Nerden biliyor?
Baktığın her yerde, dinlediğin her şarkıda, gittiğin her mekanda hatta yiyip içtiklerinde bile onlardan bir iz! Nasıl unutursan unut işte. ‘’Şimdi burda olsaydı şöyle derdi, o olsaydı böyle yapardı, bak burda otururken şunları söylemişti, beraber şu şarkıyı az mı dinledik beee…’’ gibi cümlelerin sonu gelmez! Her defasında boğazında bir düğüm. Ayrılık ölümden beter derler. Öyle mi peki? Ölümü tatmadım daha bilmiyorum ama ayrılık kötü. Ayrılık zor. Ayrılık acı. Bunu çok iyi biliyorum.
Elinin ucuyla tutacaksın herşeyi. Sarılmayacaksın hiçbirşeye benim diye! Sahiplenmeyeceksin arkadaş! Günün birinde çekip giderse gözlerine kan oturmaz o zaman. Sadece gitmiş olur. Ama ona sımsıkı sarılmışsan o zaman giderken senden bir parça götürür. Eksilirsin. Eksildim. Hem de yine!
Yak bir sigara daha…

Anlamsızlaştı mı herşey yine tam anlam kazanmaya başlarken. Dön yine sessizliğine. Yine senden gitti giden. Sen kaldın. Kalan olmak zor biliyorum. Giden olamadın sen hiç. Gidemedin kimseden. Gitmede zaten.

Hadi toparla kendini. Sil şu yaşları gözünden. Yine tak maskeni. Birde tebessüm yapıştır suratına. Kaldığın yerden devam et. Üzülmeni istemezdi onlar. Kıyamazlardı sana. Seni böyle görmeye dayanamazlardı. Isteyerek gitmediler zaten. Fırsatları olsa gitmezlerdi biliyorsun. Onlarında içlerinde ince bir sızı var. kanatma!
-bütün kapılar kapansa da O sana görünmeyen patikalar açar-

Fonda dinlenen şarkı ---------->> Gülay – bu ayrılık neden oldu

Salı, Eylül 08, 2009

Bul Beni.

Gitmekle kalmak arasında bir yerlerdeyim. Ne zamandan haberdarım ne mekandan. Boşluğun bir tanımı varsa gerçekten işte tam onun merkezindeyim. Yaşamakla ölmek arasında bir nefes mesafesindeyim. Beni bulmak için bir sebebin varsa eğer, bul beni...






Pazartesi, Eylül 07, 2009

Sinirli Blog Yazısı

Herkes mükemmel olamaz. Gerçi mükemmel kelimesini de kuantum fiziğine sormak lazım. Zaten öyle bir beklentim yok kimseden.

Ama ey insanoğlu!
Biliyorum hepinizde akıl var. bende de var sende de var. Neden kullanmazsın? Neden benim sinirlerimi zonklatırsın? Zeki de olamayabilirsin. Ama seni diğer canlılardan ayıran aklın var. kullan bunu lütfen. Hamallığını edesin diye sende değil o!


Embesil gibi dolanmandan nefret ediyorum. yakışmıyor insan dediğine. çevremde olma. çevrem olma. ben zaten çevrende olmam emin ol!

Hala ısrarla kullanmazsan alırım aklını! O olur yani.

Pazar, Eylül 06, 2009

Gel Gör Şimdi Ne Haldeyim


Bahçeli bir evimiz vardı. Iki katlıydı. Üst katta ev sahibi otururdu. Alt katta biz. Balkondan yukarı doğru sanki gökyüzüne ulaşacakmış gibi bir asma uzanırdı. Takip etsek onu sanki yıldızlara ulaşabilecektik.
Bahçenin ön tarafında kümesimiz vardı. Neler neler besledik o kümeste. Tavuklarımız vardı once sonra rengarenk civcivler. Sarı, kırmızı, mor… büyüdüklerinde aynı renk olacaklardı hepsi amahiç büyümediler. Belkide biz göremedik büyüdüklerini. Bizim için hep rengarenk kaldılar.
Sonra tavşanlarımız oldu. Çok korkardım dokunamazdım. Bembeyazdı tüğleri. Tellerin arkasından izlerdim. Kıpkırmızı gözleriyle bakarlardı bana. Zaten herşey rengarenkti o zamanlar. Sarı, mor, kırmızı civcivler; beyaz tüğlü kırmızı gözlü tavşanlar ve yemyeşil uzanan o asma…
Küçük bir köpeğimiz olmuştu. Nereden geldiğini hatırlamıyorum. Onunla oynamayı çok severdim. Ama korkardımda. Getirmesi için atardım topu. Ama hiçbir zaman getirmesini bekleyemedim. Topu attığım anda -kendimce en uzağa- ikimizde aynı anda koşmaya başlardık zıt yönlerde. Evin kapısını açık bırakırdım, topu attığım gibi eve kaçardım. Çünkü o topu yakalayıp bana doğru koşmaya başladığı anda korkardım. Sonra o da kayboldu bir anda. Nereden geldiğini hatırlayamadığım gibi nereye gittiğinide hatırlayamıyorum.
Babam ok yapardı bize bahçede. Ince bir dalın iki ucuna lastik bağlardı. Diğer dal parçasınında arkasını lastik girecek kadar oyar ucunu hafif sivritirdi. Ok atardık. Ben atamazdım…
Arka bahçede kiraz ve elma ağaçları vardı. Saklambaç oynarken ağaca çıkar dalların arasına saklanırdık. Kimsenin bizi bulamayacağını sanırdık. Ama hemen sobelenirdik. Orda olduğumuzu nereden anladıklarını hiç anlayamazdık.
Kışında başka bir güzel olurdu bahçe. Bembeyaz karı görünce dayanamazdık. Dışarı çıkmak için can atardık. Annem kalın kalın giydirirdi bizi. Atkılar, bereler, eldivenler… iki beden büyük kabanlarımız. Babamı kar topuna tutardık. O iyi atamazdı fazla. Bizi vuramazdı hiç. Ama biz asla ıskalamazdık. Elinden vururduk hep babamı. Çok sevinirdik. Ama babam bize kıyamadığıdan atmazmış. Biz sevinelim diyede attığımız kartoplarını eliyle tutmaya çalışırmış. Biz bunu çok sonra anladık…
Boyumuzdan büyük kardanadamı yapmamız bir günümüzü alırdı. Eve gelip yemeğimizi yer öğlen uykumuzu uyur sonra devam ederdik yapmaya. Gece yatmaya gittiğimizde atkımızı beremizi ona sarardık, üşümesin diye. Biz sobanın başında otururken o üşüyor diye üzülürdük. Eve getirmek için yalvarırdık anneme. O da bize anlatabilmek için bir parça kar getirirdi eve. Kar hemen erirdi… eve alamayız yoksa hemen erir gider derdi annem. Kabul ederdik. Ama biliyorduk bizi kandırıyordu. Kar tabikide erirdi. Ama biz adam yapmıştık. Kardanadam! O erimezdi…
Çok mutluyduk bir zamanlar…



Perşembe, Eylül 03, 2009

Fare Avcıları


Daha okullar açılmadı ama öğretmenin çilesi başladı arkadaşım. Evimizden barkımızdan kopup geldik doğu illerine. Ve bir hoşgeldin süprizi ile karşılaştım. Sınıfımı fare basmış! Evet çok ciddi yuva yapmış bütün evraklarımı kağıtlarımı yemiş, parçalamış.


Bütün malzemelerimi atmak zorunda kaldım. Geçen yıl bu seneye hazırlık olsun diye ordan burdan topladığım kaynak metaryal ne varsa hepsini mahfetmiş. Çok üzüldüm valla. Dışardan bakınca öğretmenlik ohhh temiz iş di mi? Salla başı al maaşı değil o iş arkadaşım. İşin iç yüzü farklı işte. şu ramazan günü iftardan (saat 7 den gece 12 ye) sonra okula fare temizlemeye gittim! Artık sahuruda yapar öyle yatarım. Tabi o manzaradan sonra yemek yiyecek hal kalmadı bende o ayrı mesele. (ayrıntıları vermeyeceğim zira iğrençti ööğğhh)

Hemde kaşar peyniri aldık mendeburlara. Elcazlarımla kapan hazırladım:) yapışkanları özenle yerleştirdim. Elimizde birer süpürge fare kovaladık. bissürü lan! Basmış yani bildiğin. Ama sadece bir tanesini kapanla yakalayabildik. ıykkkkk ciyak ciyak nasılda bağırıyor ama.
Hatta bununlada yetinmedik. Mahallenin çocuklarına kedi toplattık. sınıfa saldık kedileri. aptal hayvanlar kaçtılar sınıftan yaa! Al sana hazır fare di mi otur ye hatta çağır arkadaşlarını ziyafet çek. Yok anacım yok nankör bu kediler. Bu gün bizzat şahit oldum yani.


Sınıfımın adı çalışkan arılardı. Ama bu fare serüveninden sonra değiştirmeyi düşündüm. Fare avcıları yada micky mause çetesi gibi bişey yapabilirim. Bende fareli köyün kavalcısı modunda devam ederiz artık.


Doğu illerinde çürüyecek gençliğim. Fare kovalamadığım kalmıştı. Şükür onuda yaptık. Dur bakalım daha sezon yeni açılıyor. Neler neler olacak. Hayalci'nin doqu illerindeki maceraları diye aylık bülten falan hazırlasam tutar valla.


Çubukçu gör halimizi! kpss felan yalan olm. Dayanıklılık sınavı yapman lazım senin. O atayacağın 5000 varya işte onlara farklı testler yapmalısın. Ya da önce okullara bi bakım yap açılan ana sınıfları uygun koşullarda mı ona bak. Ondan sonra ata! 5000 tane daha fare avcısı vatana millete hayırlı uğurlu olsun. Onlarıda bekleyen bu ya da benzeri şeyler. Fazla bir beklentiniz olmasın yani. Benden söylemesi..
NoT: peşine düştüğüm fareler şu resimdeki gibi sevimli felan değildi.

Salı, Eylül 01, 2009

SaykodeLik EP!


Saqo yine yapmış yapacağını canım. Pesimist orkestra saqopa parçalarında alıştığımız bir lezzet değil. ilk dinlediğimde yadırgadım. ama sago yaparda dinlenmez mi? Daha yumuşak ve dinlendirici bir enstrumantel zenginliği sağlanmış bence. şarkıların sözleri ise gayet güzel. -her zamanki gibi- özellikle ''hain'' ve ''sürahi'' dinleye dinleye bütünleşmeme sebebiyet vermiş parçalardır. (Albüm çıkalı çok oldu. ama postu ancak giriyorum. sağlık olsun değil mi? ) :))


''Dinlerken saqo yine yapmış diyeceksiniz'' S.K.


Sıkı tutunup düşmesem olmaz mııı? ''Hain'den''


''bilinmezlik'' bu parçayı kolera'yla birlikte söylemişler. süper olmuş

''...aklımı kaçırmak üzereyim, ben çürük bir düzeneğin üzerindeyim, neyin beni beklediğini bilmemekteyim, her yerde bilinmezlik var! ''


Beğeninize sunuyorum albümü buradan indirmeniz mümkün.


KaF KeF

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin