Perşembe, Ekim 29, 2009

gençlikte yapılması gerekenler


Televizyon izlediğim nadir zamanlardan birinde yeni bir reklam farkettim. Gnctrkcll yapımlarından birisi. Ama bence gayet başarılı. Sevdim hatta. Bazen unutuyorum sanırım genç olduğumu. Değil miyim yoksa yaşlandım mı? Eskisi gibi değil içimdeki yaşama hevesi. O kadar çılgın düşüncelerim hayallerim yok nedense… bi ağırlık çöktü üzerime bi oturaklanma felan. Ama huzursuzum bu durumdan. Çok sıkıcı ama böyle yaşamak. Aslında geç değil bazı şeyleri yapmak için farkındayım. Yani yaş daha 23 bee… oha daha ne olsun kazık kadar olmuşsun mu diyorsun? Genç olamayacak kadar geç mi kaldım? Normal mi toz pembelerimin geçmesi? Hayır yaa hayır! Öyle olmamalı şimdi böyle düşünmeye başlarsam 30’umda gömün beni o zaman. Yaşanacak bişey kalmamış olur o hesaba göre.


Domuz gribi olayına binayen okullar Cuma günü de tatil edildi. Perşembe zaten 29 ekim tatil. Ne oldu koy cumartesi pazarı da dört gün tatil. Bir yerlere kaçıp değerlendirmek lazım değil mi? az değil dört gün… ama bi baktım kendime, evdeyim! Çayımı koymuŞum elimde sigaram önümde laptop oturuyorum. Işte reklama takıntım o dakka başladı. Çılgın gencimiz mankene yemek teklif ederken! Neden olmasın di mi? olabilitesi çok yüksek. Gençlik işte dedim(?) ee ben neyim peki? Neden bu koca tatili evde geçirme planı yaptım? Ters giden birşeyler var!
Bir kaç üniversiteli gence sordum. Hayallerinden bahset bana yapmak istediklerinden bahset dedim. Okulu bitirip iş kurmak istiyorum dedi pek çoğu. Sanırım sormak istediğimi tam anlayamadılar. Gençsin dedim daha çılgınca şeyler söyle bana ilerde yapamayacağını düşündüğün şeyler. Ama yok gençlik denilen güruh benden daha beter halde… ben daha gencim valla!

Ben düşündüm taşındım hatta kaşındım, karar verdim arkadaşım. Planlı yaşamak olayını abartıp gençken yapılması gerekenler listesi oluşturmalıyım. Görev gibi ödev gibi… her yapılanın yanına bir çentik atıp liste bitmeden yaşlanmamalıyım! Ya da yaşlanmadan listeyi bitirmeliyim…
Sanırım ben de 25 den sonra yaş artışı olayını donduranlardan olciiimm… kendime üst sınır olarak onu belirleyip 25 de bırakmalıyım. 17 imde çok gülerdim öyle yapanlara hatta 18 olduğum gün göğsümü gere gere yedi cihana duyurmuştum yeni yaşımı. Sevinmiştim büyüdüm diye ahh ahhh. Nerden bileyim ki ben günün birinde 25’e merdiven dayayacağımı… (duyanda beni 60 oldum sanır. Hehee anaam ben 30’dan sonra hiç çekilmem haa)


1- Saçı değişik bir renge boyatmalı. Lacivert olur pembe olur mor olabilir. Ama gençken yapılmalı bu iş. O zaman yakışır. 30 yaşında pembe saçlı bi hatun yoo yoo hoş olmaz!
2- Yurt dışına gidilmeli. Evet kesin gidilmeli hemde. 30undan sonra gidersen aynı lezzeti almazsın belki. Gençken gitmek lazım.
3- Sokak ortasında şarkı söylemeli avaz avaz.
4- Pearcing dövme ne varsa yaptırmalı en az bir kere.
5- Evden kaçılmalı. Yani yanına sadece sırt çantanı alıp şöyle 3 -5 gün kaybolmalısın. Nereye sürüklerse ayakların seni plansız programsız. Saate hiç bakmadan…
6- Motosikletle tura çıkılmalı. karadeniz, ege taraflarına olabilir.
7- Kamikazeye defalarca binilmeli. Ilerde kalp tansiyon şeker v.s. izin vermeyebilir…

Aklıma bu kadar geliyor şimdilik. Varsa eklemek istedikleriniz buyrun yazın. Hatta lütfen yazın fikrim olsun en azından bakarsınız ben de listeme eklerim….

Pazar, Ekim 25, 2009

Ölümsüzleştirmek


Eski fotoğraflar…
Ne kadar eski olabilirler ki?
Eski olan fotoğraflar mı yoksa onlardaki silüetler mi eskiyen?
Eskiyen biz miyiz aslında; farkında olmadan…
Her karede farklı anımsamalar, hatırlamalar, bir tebessüm belki dudaklarda oluşan.
Yanılgılar belki fotoğrafa bakınca hatırlanan…
Hiç ağlarken fotoğraf çektirir mi insan? Ama bakarken ağlıyor elinde olmadan…
Mutlu anlarımızı ölümsüzleştirmek adına bu yaptığımız.
Albümler dolusu mutluyuz… binlerce karede gülümsüyoruz.
Ve fotoğraflar da sarmaş dolaş poz verdiklerimiz…
Bir doğum günü partisi, arkadaş grubuyla bir piknik belki bir gezi.
Bir araya gelmişiz işte bir nedenle nedeni önemli mi?
Yine aynı tebessüm yüzlerde, herkes mutlu…
Kimdi peki şu sağdaki? Yok yok o değil kırmızılının yanındaki,
Hah işte o kimdi? Evet benim doğum günümde çekilmiş bu,
Ama o sağdaki hani kırmızılının yanında olan o kimdi?
Kırmızılının adı neydi?
Nerdeler şimdi? ölümsüzleştirmiştik oysaki…
Yan yana aynı karede poz vermiştik, deklanşöre basarken diğeri
Biz çilek demiştik…
Özledim…
Hepinizi…
Her şeyi…
Eskiyi…
Eski beni özledim!
Elindeki fotoğrafa saatlerce bakıp o anın her ayrıntısını hatırlamaya çalışmak.
O günlere tekrar dönmek imkansız değil mi?
Ama biraz uğraşırsam aynı duyguları hissedemez miyim?
Mutlu olamaz mıyım elimdeki fotoğrafla? Yetmez mi?
Çekmeyin beni artık, hiçbir karede olmak istemiyorum.
Geri gelmeyecek olan bir geçmişe hapsetmek istemiyorum kendimi…
Ölümsüzleştiğini sandığım o anın deklanşöre basıldığı anda öldüğünü biliyorum!

Salı, Ekim 13, 2009

Hopa Hobaaa BorÇka





Hayattan çalmak diye bir şey var mı?



Rutin giden berbat bir hayatın arasına biraz renk kattım bu hafta sonu. Ne birazı hatta rengarenk oldu valla. Mavi ile yeşilin muhteşem buluşmasını birbirleriyle iç içe tek vücut oluşlarını seyrettim. Bizzat şahit oldum. Ordaydım!
Kasvetli ve bunaltan çehresi ile Erzurum’dan başlayan yolculuk sarp sınır kapısında son buldu. Nerden başlasam anlatmaya bilemedim bak şimdi. Ama bu iki güzel günü paylaşmak içinde çok sabırsızlanıyorum. En iyisi yola çıkıştan başlayayım ben. Yok yok geceden başlayayım. Hatta önceki günü de anlatayım (?) bu bir haftayı anlatayım mı günlük kıvamında olsun yazı. Hatta dünlük evvelsi günlük felan… Yok korkma yaa şaka yaptım o kadarda değil. Sabah kalktım dişlerimi fırçaladım kahvaltımı ettim geyiğiyle beynini şişirmek değil niyetim. Ama yapabilirimde. Heheehe.

Çok beklentin olmasın bu yazıdan ben gittim gördüm beğendim. Veni vidi vici şekerim. Eğlenmekse; eğlenmek, dinlenmekse; dinlenmek, muhteşem bir göz banyosu yapmak kafayı biraz boşaltmaksa amaç o da mümkün. Deniz kenarında yakılan sigaranın dalga sesleri eşliğinde ciğerlere dolmasının verdiği zevk anlatılmaz, yaşanır! Dağların tepesine kurulan kulübe tipi evlerin içinde nasıl tipler oturuyor diye düşünmemek elde değil. Bir daha ki gidişimde bi kapıyı çalıcam valla. Merak ediyorum içerde ne yaşıyor? Kim yaşıyor? Nasıl yaşıyor yada yaşıyor mu??? Ama nerden gidilir o evlere nasıl gidilir yolu nerdedir çözemedim. Beklide her birinin birer helikopteri vardır onunla inip çıkıyorlardır(?) ancak öyle diyorum yani. Zaten helikopterleri varsa bile görmem mümkün değil o derece sık ağaçlarla bezeli dağlar. Boş olan bi karış toprak parçası yok. Mübarekler heryerden sürgün vermiş. Çoruhta bir güzellik katmış ki şehre sorma gitsin. Şırıl şırıl…

Hopada deniz kenarında şık mekanlar var. Adını hatırlayamıyorum isim hafızam pek yoktur ama bahçesinde hamak var ordan tanırsınız giderseniz. Heeehe. Mekanın Yemeklerini bilmem ama kahfaltılarını tavsiye ederim. Yidiim. Karadeniz taraflarına yolunuz düşerse muhlama yemeyi ihmal etmeyiniz efenim.

Hopadan sonrası Gürcistan zaten. Sınırları zorladık. Sarp sınır kapısında bi şansımızı denedik. Az kalsın yurtdışına çıkıyordum bu arada. freeshop felan varmış içerde bi bakıp çıkacam ayağına yattık ama yemedi kapıdaki gümrükçüler. Bir girseydim varya içeri valla o gazla devam ederdim dahada dönmezdim yurtiçine. Yurtdışı hayali yine yattı. Olsun ama yılmak yok. Neymiş efendim pasaportumuz yokmuş! Yeaakk yaaaa. Azimle şeyapan ıhhhmm ıhm. Neyse O sırada sınırdan geçen gürcüler vardı. Bildiğin insan işte. Yolda görsem ayıramam kim gürcü kim türk o derece .


Asma köprülere de değinmeden geçmek olmaz tabi. Çoruh’un üzerinden dağa giden uzun ince bir yol. Yükseklik korkunuz varsa ortasında kalırsınız. Ne gidebilir ne dönebilir. Arada sallanınca hele dizlerimin titrediğini hissettim. Ama bu heyecan yaşamaya değer. Adrenalin yüklemek lazım arada bünyeye. İyi geliyor…




Derler ya hani her şeyde vardır bir hayır diye, evet var bence de. Gidenin arkasından üzülmüştüm o kadar ama güzel günler geçirmemize vesile oldu. Böylesi hayırlıymış demek ki diyelim teselli olalım. Bu güzel hafta sonunda payı olan tüm arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim. İyi ki hayatımdasınız. İyi ki varsınız ve hep olun lütfen! Ihmm ıhm bak duygusala bağladım gibi yine ama yeri geldi sayın okur. Teşekkür faslına geçildiğine göre yazınında sonu geliyor demektir. Her şeyi benim söylememi bekleme çıkarımını yap saksıyı çalıştır. her şey iyi güzelde bu kısımda saçmalamışsın be hayalci diyorsan da senin fikrindir saygı duyarım. Saçmalayasım gelmiş olamaz mı? Millet olmayacak yerlerde saçma sapan çıkışlar yapıyor ben burada iki cümle fazla kurmuşum çok mu? Çok mu haaa söyle? /^^?*+%^ error.

Pazar, Ekim 04, 2009

İçindeki çocuğa sarıl; sana insanı anlatır



Ne kadar çabuk oldu herşey bir anda sanki. Dönüp baktığımda geçmişe; gördüğüm birkaç silik anı sadece. Oysa bendim o masalında kahramanı. Ne kadar çabuk yaşandı herşey. Ve unutulması da bir o kadar çabuk oldu.


Zamanında beni üzen hatta kahreden şeyleri hatırladığımda (pek çoğunu hatırlamıyorum gerçi. Bu da bir çeşit savunma mekanızması gömmek unutmak. Bende iyi çalışıyor evet) aynı şeyleri hissetmiyorum. O kadar üzülmüyorum. Ya da tam tersi mutluluktan bulutlarda gezdiğim yaşantılarım oldu. Fakat şimdi onları anımsadığımda sadece tebessüm ediyorum. Ama onları yaşayan bendim. Şimdide ben aynı benim. neden şimdi o kadar sevinmiyor ya da üzülmüyorum?
Zaman dediğini duyar gibiyimJ evet zaman. Hani herşeyin ilacı olan zaman, herşeyi halleden zaman hani. Zamanla alışmak, zamanla unutmak, zamanla sevmek, zamanla geçmek, zamanla düzelmek, zamanla tanımak… ne kadar çok şey yapılabiliyor zamanla. Nedir bu zamanın sırrı? Nasıl koca bir hayatı bu denli etkileme gücü olabiliyor?


Ne olursa olsun zamanın etkileyemeyeceği birşeyim var benim. Zamandan saklıyorum onu. Sadece zamandan değil aslında. Herkesten ve herşeyden! Kimsenin bakmasına izin vermiyorum. O bana ait. Aslında o benim diyebileceğim tek şeyim… saf masum tertemiz… her zaman mutlu yüzünde kocaman bir gülümseme. Üzüntümü sevincimi herşeyimi fütursuzca paylaşabildiğim yegane varlık. Beni sorgulamayan, yargılamayan, suçlamayan, üzmeyen tek şey. Karşılıksız bir sevgi besliyor içinde. Pazarlıksız, çıkarsız. Pek çoğumuz yapamıyoruz bunları ama o yapıyor. Sığındığım tek yer onun yanı. Onunla birlikteyken o kadar huzurlu oluyorum ki. Ve korkuyorum bir yandan da. Zamanla benden uzaklaşmasından, zamansız gitmesinden korkuyorum… bu nedenle saklıyorum onu zamandan! Hiç büyümeyen bir çocuk saklıyorum içimde. Büyümesini hiç istemediğim. Gözleri hep gülen bir çocukJ fırtınadan borandan ve her türlü hengameden kaçıp sığındığım limanım o. izin vermeyeceğim onu benden almana. Duy beni zaman duy beni!


Hepimizin içinde var aslında. Kimimizin haberi var kimimizin yok. Ama o hep içimizde. Hiç büyümemecesine hemde. Bazen yaşımıza uygun olmayan şeyler yaparız hani. Arkamızdan kaç yaşında adam yada kaç yaşında kadın şu yaptığına bak derler. Ama bilmezler aslında bu içimizdeki çocuğun yaramazlıkları. Tatlı haylazlıkları… çikolata krizlerim ya da gördüğüm topun peşinden koşma isteğim onun beklentileri aslında. Sarılıyorum ona sımsıkı. Iyi ki var! ve hiç büyümeyecek….

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin