Pazar, Aralık 05, 2010

Azad Ettim Azabını Kalbimin



Öylece bakakaldım gidişine…

Dişlerimi sıktım, yumruğumu sonra…

Gözlerimi kapattım ve gidişini seyrettim içimden…

Gördüğüne inanırya insan, gidişine inanmak istemedim.

Ve gittin…

Kendime baktım uzun uzun aynada.

Bende ki sana baktım.

Her zerremde izlerine rastladım. Saçımda tenimde dudaklarımda…

Ağlamayın dedim gözlerime, dinletemedim.

Ateş gibi kor gibi bir damla düştü tenime; bir daha, bir daha ve defalarca...

Durduramadım gözyaşlarımı,

içimdeki seni akıtırcasına, Bende ki seni boşaltırcasına ağladım.

Bu sana son ağlayaşım sevgili…

Neden ağladığımı bilmiyorum artık çünkü…

Gidişine mi? dönmeyişine mi ? hasretine mi? Özlemime mi? Hatırlayamadığıma mı yoksa izlerini?

Belli belirsiz bir gölge gibi izlemeye doyamadığım yüzün…

İzlediğim bir film karesi gibi; e
linde bavulunla arkanı dönüp gidişin

Adını söylemeyi unuttu dilim,

Kokunu unuttum mesela, gözlerini, bakışını, gülüşünü, öpüşünü unuttum…

En sevdiğin müziği, yemeği, tuttuğun takımın renklerini unuttum.

Azad ettim seni yüreğimden sevgili…

Senin gidişin gerçek değildi, görmedim ben gittiğini.

Şimdi gerçekten gittin…

Yumruğumla tırnaklarımın nasıl tenime girdiğini gördüm,

Kalbimin göğsümden nasıl çıkacakçasına attığını gördüm,

Gözyaşlarımın tenimi erittiğini gördüm,

İçimdeki boşluğu gördüm sevgili,

Ve seni azad ettim…

Aynadaki bende senden eser yok.

İşte sen BENDEN şimdi gittin.




Cumartesi, Kasım 27, 2010

Zamansız Oldu Biraz



Sözüm ki tek sana geçmez, celladımsın ey zaman...

Böyle buyurmuş bilir kişi. Ne güzelde buyurmuş, ne hoş, ne ala ne rana buyurmuş. Rana diye bi ilkokul arkadaşım vardı. Aklıma geldi birden... Ders çalışırdık biz onunla. Patatesli yumurtayı ilk onunla yapmıştım. Peyniri ketçapla yemek hobilerimiz arasındaydı. Nerde kimbilir şimdi? Neyse konumuz bu değil. Olsun onuda anmış bulundum bu arada. Rana...

Zaman diyordum evet. Hiç geçmezmiş gibi görünürken arkamızı dönüp baktığımızda bir nefes alıp vermek kadar hızla geçtiğini farkettiğimiz zaman... Şarkılara, şiirlere, masallara, hikayelere ve daha nicelerine konu olan zaman. Ne kadar soyut, ne kadar ürkütücü ve ne kadar gerçek!

Geçen yıldan bahsetmek, 2 yıl öncesinden yada 7 yıl öncesinden bahsetmek ne kadar garip hele de; 1 yıl sonrası bu kadar uzak geliyorken bana... Ama geçmiş işte geçmiş bitmiş arkadaşım tamı tamına 24 sene. Önceden büyüdüğümü söylemek mutlu ederdi beni. 5 yaşında ben tam 7 yaşındayım demek çok heyecan vericiydi mesela. Tıpkı 17 yaşında 18'ime girmek için gün saydığım gibi... Şimdi 24'üm arkadaşım bi 10 yıl felanda bu yaşta kalmak istiyorum. 25'den sonrasını söylemek zor geliyor bana. 26 yaşındayım dediğimde cümlenin bile ağzıma ne kadar büyük geldiğini anlatamam. Kaldı ki bunu kabul etmek :)) Varsa başka bi yolu bu yaşta kalmanın söyleyin bana. Herşeyi göze alabilirim. Mumyalat kendini dedi bi arkadaş ama o pek uymadı fıtratıma. Mumyalatırsam 24'ümü dolu dolu yaşayamam ki ! 23,22,21... yaşlarımda olduğu gibi. Ve tabiki daha öncesi. Her yaşın ayrı güzelliği varya hani hepsi birbirinden güzel olan yaşlarım sizi özledim... Ha bi de Rana'yı:))

Geçen yıldan bu yana hayatımda pek çok şey değişti. Yaşadığım şehirden tutun da arkadaş ortamıma kafa yapıma kadar herbişeyim depdeğişik farsfarklı oldu. ( Bu iki kelime yazıldığı gibi okunanlardan.) Çok değil 1 senede oldu ne olduysa. Nasıl çok değil yaaa... Çok işte. Ne yaşadığımı ben bilirim. Ama rüya gibi şimdi. Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallardan farksız. Ama benim masalımda yokmuş kısmı yok. Hep varmış, varmış, varmış... Benim masalımdaki ''esas kız'' ben olduğumdan mütevellit hep varmış. Yok olsaymış zaten masal olmazmış.

Önceki yazılarımdan yazı değilde aslında bloglarımdan birinde her tercih bir vazgeçiştir demiştimya... Vazgeçtiklerim affedin beni. Tercihlerimden pişman olmamam için affedin beni. Pişmanlık zamanı geri almak için yetmiyor. Hiç bişeyin gücü yetmiyor aslında buna. O yüzden affedin! Pişman mıyım peki? Bilmiyorum. Şimdilik!

Bekleyenler için çok yavaş, korkanlar için çok hızlı, yas tutanlar için çok uzun, sevinenler için çok kısa, ama sevenler için sonsuzluk olan zaman! Benim için dur ne olursun...





Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Tadilat Dolayısı İle Açığım:)

Efendim tadilata ihtiyacı vardı uzun zamandır blöqcaqızımın. Madem çok güzel hazır şablonlarda gelmiş ohh mis şablon arama derdimde kalmadı. Ve fakat fikirlerinize açığım. ''Şu da şöyle olsa idi daha mı güzel olurdu ne'' gibi fikirlerinizi lütfen benden saklamayın. Paylaşın paylaşımcı olun. Blogda sizinde tuzunuz olsun. Ne güzel olsun...

Salı, Haziran 08, 2010


Her tercih bir vazgeçiştir...

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Sağım yalan solum yalan döndüm baktım dünya yalan

Bir insan neden yalan söyler?

Gerçek dediğin şeyin kime göre neye göre gerçek olduğu değişir mi?

Gerçek değişken bir şeyse duruma göre değişebilitesi varsa o zaman yalan diye bir şey yoktur!

Değişen gerçekler vardır…

Gerçek dediğin şey değişmez arkadaşım! Duruma muruma bakmaz. Masal okumayın bana biz de geçtik o yollardan… yalanın rengi de olmaz bence. pembe yalan, mor yalan, siyah yalan felan ne lan bu! Rengi değişince inandırıcılığı mı artıyor? Verdiği zarar mı hafifliyor? Sevimli bi hal mi kazanıyor napıyor? Yürü git laann.

Yalan söylemek çok kolay bir iş yaa. Bir insanı kandırmak çok kolay. Birisi bişey soruyor size mesela sizde roman gibi yazıyorsunuz dakkada hemde. Karşınızdaki de inanıyor. Oldu da bitti maşallah yatsıya sönmez inşallah… tebrikler kandırdınız! Peki ya kendinizi nasıl kandıracaksınız? Gerçeğin ne olduğunu biliyorken, başınızı yastığa koyup nasıl uyuyacaksınız? Aklınızın bir köşesini hep meşgul etmeyecek mi? Vicdan denilen şey bırakacak mı peşinizi? Yalan söylediğiniz kişiyi her gördüğünüzde, her yüzüne baktığınızda utanmayacak mısınız? Ezilmeyecek misiniz? Bunu taşıyacak kadar güçlü mü omuzlarınız?

Belki söylediğiniz yalanı düşünmeye bile vaktiniz olmayacak bir süre. Ama herkes gittiğinde, el ayak çekildiğinde, kendinizle baş başa kaldığınızda ölümcül bir virüs gibi kemirmeyecek mi beyninizi?

Şimdi belki çok akıllı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Çok zeki, çok kurnaz… hani kandırdınızya O’nu. Pek saf çıktı ‘’O’’ da di mi? İnandı hemen size. Belki de inanmak istedi. Bunu bilemezsiniz.

Ama ya planladığınız gibi gitmezse…

Yalan söylediğiniz ortaya çıktığında nasıl hissedeceksiniz? Anlattığınız hikayeyi yazarken bunu hiç hesaba kattınız mı? Sizin hissedeceklerinizi bir kenara atalım şimdi. Yalan söylediğinizi öğrenen kişi sizin hakkınızda neler düşünecek? Bilmek istemezsiniz bunu. Aslında çok iyi bilirsiniz. Ama bilmemeyi tercih edersiniz! Çünkü aynı şey size yapılsa belki de çok daha fenasını düşünür ya da söylersiniz. Ama konu kendiniz olunca; konduramazsınız… neden yalan söylediğinizi açıklamak için türlü türlü bahaneler sıralarsınız. ‘’şöyle olduğu için böyle didim.’’ Kalıbına birçok şey sığdırabilirsiniz. Ama nafile ama boş ama gereksiz!

Özür dilemek bazı yaraların sarılmasına yetmiyor. Acıyı dindirmiyor. Affedilmiyor…

İşte tam da bu nedenle sizin için değerliysem eğer bana sakın yalan söylemeyin. Eğer söylemişsenizde sakın özür dilemeyin. Sessizce çıkın gidin hayatımdan. Asla geri dönmeyin!

Çarşamba, Mayıs 12, 2010

Aşk Denklemini Denkleştirmece


Efendim malumunuz ben bir eğitimciyim. Herhangi bir demecimde bu konuya değindim mi bilmiyorum ama değinmemişsem de şu an değiniyorum. (çok değdirikli(?)
Bir cümle oldu. Evet.). benden iyi olmasın kendi alanında gerçekten iyi bir eğitimciyle yaptığım bir msn diyaloğunu paylaşmadan geçemiycem. Zira heryerde eğitim diyoruz… Sanalda yada reelde nerede olursa olsun ve konu ne olursa olsun eğer öğretmenseniz bi yerden eğitime bağlanır. Bu sefer aşk denklemi üzerinde yoğunlaştık. Konuştuğum kişi 1. Sınıf öğretmeni. msn iletisine kalp + kalp = aşk yazmış. Ve tabi HaYaLci laf atmazsa bu duruma olmaz. Zira benim iletimde de kul kurar kader bozarmış yazıyordu…


HaYaLci:
Bu matematik bizi kandırıyoooor hocaammmmmm….

Çılgın sınıfçı:
niyeki ne?
ben bunları öğretiyorum kızım hata yapmam))

HaYaLci:
AŞk uzmanım benim

Çılgın sınıfçı:
heytt
aşksa bana sor uzağa gitme

HaYaLci:
denklem basit aslında ama ben iŞlem hatası yapıyorum

Çılgın sınıfçı:
fazla büyük sayılarla uğraşmaman lazım
küçük olsunlar
hem elde tutarsın hem kafanda
))

HaYaLci:
oo süperdi kenara yazmam lazım

Çılgın sınıfçı:
yazzzzz
kul kurarmış kader bozarmış
yalan
sayılarla denklem kuracaksın

HaYaLci:
haklı olabilirsin

Çılgın sınıfçı:
yokmu bişey hala sende kızım
baş göz edelim seni de

HaYaLci:
benim elde YOk komŞuya gidip bi onluk almam lazım

Çılgın sınıfçı:
))
bak nasılda hemen kavradın
süperim yawww)
deli şey seni

HaYaLci:
Bencede…

Salı, Mayıs 11, 2010

Gevşer Gönül Yayları



''...Gel kıpır kıpır içim fıkır fıkır tenimde dolaşsın aaaaşk..'' diye avaz avaz baqırasım var sevgili okuyucu. Tam olarak sözleri böylemiydi hatırlayamıyorum ama benim tam olarak böyle baqırasım var. Şuursuz mayıs ayında olmamıza rağmen güneşi yakaladığım nadir zamanlarda hemen bi aşk serüveninde buluyorum kendimi. Buluyorum dediysem gerçekten serüvenin içinde olmuyorum ama olsam ne güzel olurdu diye hayal ediyorum.

Böyle yemyeşil kırlar, şırıl şırıl akan bir dere kelebekler kuş cıvıltıları mis gibi bahar kokusu filan. Hoş bi ambiyans oluşturuveriyorum hemen. Hafif rüzgar efekti katıp sevgili sevgilinin elinden tuttuğum gibi dağ bayır gezmeye başlıyorum. Romantik olmadı sanırım bu.

O zaman sıcak bir yaz akşamı deniz kenarında şık bir restoranttayız sevgili kişisiylen. Mum ışıkları filan var ortamda. Kaçamak bakışlar havadan sudan muhabbetler eşliğinde yenen lezzetli bir akşam yemeqi. Ardından böyle yine elele tutuşmaca, deniz kenarında uzun yürüyüşlere eşlik eden seni seviyorumlar, bende seni sevgilim diye devam eden kısır döngü… bu da fazla römantik oldu sıkar beni eğlencesiz bi kere.

Yemek olayını çıkarsak şöyle bi kenara. Malum yaz geliyor azcık forma girmek gerek. O zaman mekanı değiştiriyorum. Şık bir eğlence mekanındayız bu sefer. Gitar saz fülüt darbuka ne ararsan var. Assolistin sesi de güzel repertuarı geniş. Ne istesen anında çalıyor. Sevgili Sevgili benim için şarkı filan istiyor. Elele gözgöze dizdize dinliyoruz şarkıyı. Hatta o gece bizimde artık bir şarkımız oluyor. Ne zaman onu duysak içimiz kıpraşıyor. Eksik bunda da bir şeyler eksik ama ne? Enstürümanlar mı yetersiz acebaaa?

Ya zaten çalışıyoruz sevgili sevgilim. Daha az yorucu bir aktivite seçsek seninle. Bak film izleyelim mesela. alalım şöyle en korkuncundan bir film onu izleyelim. Sen korkmazsın zaten öyle şeylerden ama ben korkarım olsun yanımda sen varsın korkunca sımsıkı sarılırım sana… sende korkma yanında ben varım sevgili sevgilim felan dersin. Mısırda patlatırsın hem bana.

Sonra mı?

Hayal gücümüzü fazla zorlamayalım istersen…

Perşembe, Mart 18, 2010

Film Gibi


Eğer 22 yaşında bir erkek çocuğu olsaydınız (o yaş için çocuk demenin uygunluğu tartışılır) ...


Askerden yeni gelmiş, lise mezunu ve işsiz olsaydınız (zaten çalışmaya da pek niyetiniz olmasaydı)...


Sabah 6 ya kadar pc başında oturup, akşam 6 ya kadar yatmak şeklinde bir hayat düzeniniz olsaydı ve dış dünyayla genel itibariyle sanal bi bağlantı kuruyor olsaydınız...


Mobilyacılıktan şoförlüğe, fırıncılıktan çaycılığa türlü çeşit işe el atsaydınız ve hepsini elinize yüzünüze bulaştırsaydınız...


Günlerden bir gün yeter ulan bu işsizlik deyip yeni bir sektöre atılsaydınız...


Yumurtacılık !


60 koli yumurta alıp sadece 4 kolisini satabilseydiniz geri kalanıylada yumurtayla yapılabilecek her türlü faaliyeti yapsaydınız (hedefi yumurtayla vurmaya çalışmak dahil)...


Ve...


Sizin gibi kimliğini daha oturtamamış bi mart ayının yağmurlu, karlı ve güneşli günlerinden birinde sermayeyi bile kurtaramadığınız yumurta serüveninden eve dönseydiniz...


Olan biteni anlatacak, belki akıl danışacak belki sadece anlatıp rahatlayacak ya da geyiğin beline vurup kafa dağıtacak birilerini bulmak ümidiyle pc'nin başına geçmek isteseydiniz...


Ama bi baksaydınız ki bilgisayar yerinde yok...


Evde aramadık kıyı, köşe, kenar, çevre, dere, tepe bırakmasaydınız ama bulamasaydınız...


En sonunda bir bilene danışmak aklınıza gelseydi ve babanızın bilgisayarı sattığını öğrenseydiniz...


(Aslında babanız babalık vazifesini yapmıştır kendince. Sizi o sanal hayattan kurtarabilmek hayata atılmanızı sağlayabilmek için birşeyler yapmak gerektiğini düşünüp işe sizi sanal hayata bağlayan kabloları kesmekle başlamıştır. Şu halde bu durumu anlamanız biraz zor ama ilerde aslında bunun sadece iyi niyetle yapıldığını anlayacaksınızdır.)


İşte tam böyle bir durumda,


Ne yapardınız?

Salı, Mart 09, 2010

ÇemKiriş

Öyle şeye sinirlenirim ben arkadaşım. Yok sakin felan da olamam yani . Sinirlendiğim zaman da gelir paşalar gibi yazarım. Daha da sinirlenirsem ifşa ederim! yaparım...

Hiç bir konuda tam bir fikri olmayan ama her konuda yorum yapmak zorundaymış gibi davranan insanlar çıldırtıyor beni! Anlamıyorsan dinle en azından öğren di mi? Yok illaki bişeyler konuşacak söyleyecek bu tipler. Ama saçmalıyorsun farkında değilsin yani. Gerçekten o zaman komik duruma düşüyorsunuz yapmayın!

Bilmiyorsan sus ki; adam sansınlar! Çemkirtmeyin beni de böyle kendinize. Hanım hanımcıklık çizgimden çıkartmayın beni zorla...

Öperim.

Perşembe, Şubat 25, 2010

KaNDiL


Tüm islam aleminin mirac kandili mübarek olsun...

Salı, Şubat 23, 2010

Haydi Kızlar Alışverişe...



Son iki haftadır çılgınca bir alışveriş furyası içindeyim. Çılgınca tabiri tam olarak açıklıyor sanırım durumumu. Aldıqım bir şeyin eve geldiğimde farklı rengini almak için tekrar atıyorum kendimi meydanlara. Enginlere sığmıyorum taşıyorum adeta… Beyazını aldığım ayakkabının siyahını da istiyorum mesela. Mağazalarda ki indirim etiketleri halüsilasyonlar görmeme neden oluyor. neymiş efendim 3 al bir öde, bir Alana bir bedava, 4 al 2 öde, sen yeter ki al yarısını biz ödeyelim, bedava yaptık koş koş koş bir durum var ortada. Bir kot beğeniyorum mesela ama o kotu alırsam çeşitli kombinasyonlarla düşünerek 2 kazak bir ayakkabı bir kemer bir toka almam gerektiği sonucu çıkıyor. O kadar masrafa giremem diyorum kendimi sürükleye sürükleye götürüyorum mağazanın önünden. Ya da beğendiğim bir ayakkabıdan yola çıkıp daha farklı eksikler buluyorum. Aynı model çantanın farklı renklerini almak istiyorum. Hatta bir şal beğendim şalın yeşil (ama böyle tatlı bi yeşil) kaşe bir mont içinde ne kadar güzel duracağını farkettim. Mağazalarda yeşil kaşe mont ararken buldum kendimi. Normalde montu alıp içine dışına ya da ne biliyim işte civar çevresine uygun şal alınır di mi? yok ben şalı takmak için mont alıyorum(?) Işte o an gerçekten sorunlarım olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kaldım. Hayır normalde böyle bir alışveriş canavarı barındırmam içimde. Ama bu son iki hafta ne oldum, nasıl oldum, ne biçim bir insana dönüştüm bilmiyorum.


Mevsim değişikliğinden olabilir efendim durum. Yani sezon sonu indirimler falan filan derken aklım başımdan gitti. Hoş bu ara bir akla sahip olup olmadığım da şüpheli ama azcık bişey vardıysa o da gitti yani. Kaldı ki ben kendi halinde bir memurum arkadaşım. Ay başında elde defter kalem hesap kitap yapan bi insanım. Elektiriğiydi suyuydu internetiydi kirasıydı zartıydı zurtuydu derken ay sonunu göremeyenlerdenim. Neyin peşindeyim anlamadım ki bi. Kapıyı üstümden filan kilitleyin gazozuma uyku ilacı katın benim; elimi kolumu bağlayın bu gidişe bir son verin hayrınıza. Valla kirayı veremiycem o olacak bu gidişle. Ev sahibi anlayışlı adamdır saolsun ama anlayışı hakedecek bi durumum yokki. Ne diycem adama indirimler çok cazipti ben senin kirayla şunu bunu onu bi de şunun bu rengini aldım mı diycem) adam bana demez mi bende evi şunun bu rengine kiraya verdim diye. Der valla. Zira ne dese haklıdır.

Pazartesi, Şubat 22, 2010

M.A.S. der ki;

M A S:
yerim egonu senin

HaYaLci:
yi eqomu

M A S:
ego nedir ?

HaYaLci:
güzel soru

M A S:
destan mi yazion ?

HaYaLci:
benmerkezci düŞüncenin söz ve davranıŞlara yansıması sonucu bi çeŞit küçük daqları ben yarattım kralda benim padiŞahta benim dışçıkışsallarıyla birlikte üstüngen(?) hallerine bürünmemizi sAğlayan aCayip ucubik biŞey

bence bu evet.
sence?

M A S:
bence ego
insanin kendine yakisani giymesidir

HaYaLci:
xD aşsdkşaskdşaskdş


bu nokta kopuş anımdır. o kadar uqraşıp güzel bir cevap yazmaya çalışıyorum,kendimi paralıyorum sonra acaba diyorum sence nedir eqo? yani ondan da böyle farklı değişik bi açıklama bekliyorum beklentim yüksek. gelen cevapla sandalyeden düşüyordum yaa:))

Yok böyle birşey...


Mas bitanesin sen...

Kuzenime Yazıyorum Siz Gönderin


Sevgili kuzenim;
Bu mektubu ne zaman okursun ya da okur musun bilmiyorum ama yazmak istedim sana. Ben içimden geçenleri söylemektense yazmayı tercih ediyorum. Söz uçar yazı kalır malum…
Aramızdaki mesafe her ne kadar uzak olsa da gözümü kapadığım da sen hep yanımdasın, yanıbaşımda. Benimlesin her zaman. Haberin yok ama senin resimlerinle konuşuyorum, bazen kızıyorum onlara sana kızamadığım da! Öpüyorum onları seni öpemediğimde… sen benim için her zaman çok değerlisin. Ama sen sana verdiğim değerin farkında değilsin! Beni üzen kısım da tam olarak bu.
Sen ne sanıyorsun ki? bir insan seni arayıp sorduğun da sana değer veriyor; aramazsa değer vermiyor… bu mu sende işleyen mantık? Sen benim dostumsun, sırdaşımsın, kardeşimsin her şeyden öte… her ne olursa olsun bu her zaman böyle kalacak. Ben senin kadar acımasız olamam bu konuda. Sana dostumdun kardeşimdin v.s. diyemem. Benim sevgim hiçbir zaman karşılık beklemedi. Ben karşılıksız sevenlerdenim, sevebilenlerdenim… sen beni istemiyor olabilirsin senin seçimindir bu. ama haberin olsun ben seni sevmeye devam ediyorum ve edeceğim… yalnız bilmen gereken ufak bir ayrıntı var. Hatırlıyor musun ‘’kapı’’ hikayesini? Dikkat et kapı aynı kapı olmayabilir!
Az önceki mesajın içimi sızlattı. İlgilenmiyormuşsun benle. Seni rahatsız etmememi istemişsin. Olur etmem. Seni özlediğim için rahatsız olduysan benim hatam bu evet. Özlerim yine ama sana söylemem olur biter lan! Bana kızmadan önce arada bir dönüpte kendi çizdiğin grafiğe de bak istersen. Yaptıklarına ya da yapman gerekirken yapmadıklarına bir bak(?) dur bir hatırlatma yapayım zorlanma fazla. Benim doğum günüm ne zaman mesela? Ya da diğerleri kutlarken sen neredeydin? Ben bunun için sana kızdım mı peki? Ooo tabiki de hayır! Şimdi dile getiriyorum evet ama bu sana kızdığım anlamına gelmesin. Sadece bileti bana kesme diye söylüyorum bunu. Farkına var diye… aramadın diye küsersen bi insana o insan döner sana madem ihtiyacın vardı sen neden aramadın der! (çağrı at olem ben seni ararım) Her şeyi başkasından beklememek lazım.
Gözden ırak gönülden ırak olduk sende. Hata yapıyorsun farkında değilsin ama. Umarım farkına varırsın. Çünkü beni üzüyorsun. Evet üzülüyorum yaptıklarına… sen benim için herhangi birisi değilsin ben o kadar rahat silip atamam seni. Ama şunu anladım ki sen bunu yapmak için zaman kaybetmezsin. Hazırsın silmeye. Demekki değersizim sende be kuzen. Açma lan telefonuda açma!

(Bunu yazalı çok olmuş ama şimdi yayınlamak istedim.) hayret :)

Yazasım Var

Artık yazmaya başlamalı mı bilöq ne dersin. Geldim mi kendime sence? Bitti mi rüzgarlarda savruluşlarım; ordan oraya nedensiz koşuşturmacalarım bitti mi?


Yine döndüm bana evet bende baki olan bana geldim yine. Çok uzaklaşamadım kendimden ama, ben bende değildim bi ara. nerdeydim, kimleydim ya da kimlerle önemi kalmadı artık.



Nİhayet Bendeyim!

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin